SERVETİFÜNUN ROMANI

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

* Recaizade Mahmut Ekrem‘in önderliğinde Servet-i Fünûn Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret‘in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
* Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozan, Ali Ekrem Bolayır, Halit Ziya Uşaklıgil‘in katılımıyla genişler.
* Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
* Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
* Aruz ölçüsü başarıyla kullanılmıştır.(Sadece Tevfik Fikret “Şermin” adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
* Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
* Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
* Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
* Batı’dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri alınmıştır.
* Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
* Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.

* Servet-i Fünun roman ve hikayesi birbirine çok benzer. Aslında hikâye için yazdıklarımızın çoğunu burada da yazacağız. Bazı farklılıklarına da bir sonraki başlığımızda değineceğiz.

SERVET-İ FÜNUN ROMANI

  • “Sanat, sanat içindir.” Görüşü benimsenmiştir.
  • Teknik yönden gelişme gözlenir. Batılı anlamda Türk romanı bu dönemde yazılır.
  • Rastlantılar Tanzimat roman ve hikâyesine göre azalmıştır.
  • Gözleme yer verilmiştir.
  • Roman aydınların, hikâye halkın türü sayıldığı için olay ve kişiler buna göre belirlenmiştir.
  • Kişilerin olumlu ve olumsuz yanları bir bütün olarak anlatılmaya çalışılmıştır. İşlenen kişiler, dönemin yapısına uygun, içe kapanık, karamsar ve duygulu tiplerdir.
  • Romanlarda, İstanbul aydını ile saray ve konaklarda yaşayan kişilerin bireysel ve aile sorunları ele alınmıştır.
  • Konularını İstanbul’daki seçkinler tabakasından -özellikle- batılı çevrelerden alırlar. Bu nedenle “Salon edebiyatı” oluşturdukları öne sürülür. Aydınlar için yazmış olmaları, halktan uzaklaşmalarına neden olur.
  • Betimlemeler gerçeğe uygun olarak yapılmış, kahramanların davranışlarını açıklamada kanıt olarak kullanılmıştır.
  • Mekân tasvirlerinde, kişinin ruh hali ile tasvir edilen mekân arasında ilgi kurulmuştur.
  • Yazarlar; taraf tutmaktan, olay arasında gereksiz bilgi vermekten ve bireysel görüş açıklamaktan kaçınmışlardır. Roman tekniği modern ve sağlamdır. Olayların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar başarılı bir biçimde verilir. Eserde, yazar kişiliğini gizler.
  • Psikolojik romanın ilk örneği, bu devrede görülür (M.Rauf, Eylül)
  • Kişilerin ruh durumları anlatılır ve çözümlenir; sosyal hayat tasvir edilir.
  • Gerçek hayat sahnelerine yer verilir (H. Cahit, Hayâl içinde). Hayatta görülen ve görülmesi mümkün olan olay ve kişiler anlatılır.
  • Tip yaratmada, tasvir ve portrelerde başarı sağlanır. Realist ve natüralist çizgiye yaklaşılır. Realizm ve natüralizm vb… edebî akımlar örnekleriyle birlikte edebiyatımıza girer.
  • Romanda romantizmin etkisi belirgin biçimdedir. Zamanla realizme yönelme başlar.
  • Roman, içinde yaşanılan toplum yaşantısı dile getirilir. Batıya ayak uydurma yolundaki çabalar, romana konu olur. Sanatçının yol gösterici olduğuna inanan romancılar, batılılaşma sürecinde kendilerine göre uygun buldukları örnekleri romana sokarlar (H. Ziya, Aşk ı Memnu),
  • Romanda, sosyal davalara yer verildiğine rastlanmaz. Çevre özelliklerinden ve milli konulardan yoksundurlar.
  • Hayâl kırıklığı, üzüntü ve başarısız aşklar, hikâye ve romana giren belirgin temalardır.
  • Gerçeklerden kaçış da bu dönemde sıklıkla görülen bir temadır. 
  • Kadına özel ilgi, bu dönemde görülür. Kadın; ev içi romanlarındaki kadın tipleri ve kadınlara ait eşyaların tasviri gibi değişik şekillerde ortaya çıkar.
  • Şahıs ve mekân tasvirlerinde üslûp sanatlı ve süslüdür.
  • Dil, şiire göre daha anlaşılır olmakla birlikte yine de ağırdır.
  • Romanın dili, üslûbu kusurludur. Süslü ve sanatlı anlatım tutkusu ileri ölçüdedir. Estetik uğruna Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar romanda geniş ölçüde vardır. Üslûp anlayışı ve arayışı, Türkçenin kimi zaman anlaşılmaz hâle gelmesine sebep olur. İkizli, üçüzlü ve dördüzlü tamlamalarla oluşturulan kullanımlar, karışıklığa neden olur.
  • Fransız dilinin etkisiyle Türkçenin söz dizimi genişlik kazanır. Cümlenin öğeleri yer değiştirir; bazen cümleler yarıda bırakılır, kesik cümlelere ve devrik cümlelere yer verilir.

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ SANATÇILARI

  • HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866–1945)

* Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.

*Servet-i Fünûn döneminin en büyük nesir ustası olarak kabul edilir. Romanımız Halit Ziya ile olgunluk dönemine girer. Modern Türk romanının kurucusudur.


* Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
*Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
* Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
* Eserleri teknik açıdan kuvvetlidir.

* Yazar, son romanlarında sosyal konulara yer vermekle birlikte, bunlar genel çerçevede oldukça zayıf kalmaktadır.

*Roman konuları, genellikle aşktan hareketle üçlü ilişkiler ve bunların ortaya koyduğu çıkmazlardır. Bazen de hazır bulunan hayatın kimi yönlerini değiştirmeye yönelik kurulan hayaller ve bu yolda verilen mücadeleler de görülür.


* Romanları: Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Nemide, Sefile (İlk romanıdır.) Ferdi ve Şürekâsı, Nesli Ahir.

  • MEHMET RAUF (1876–1931)

* İlk psikolojik romanımız olan “EYLÜL” ü yazmıştır.


* Halit Ziya’nın etkisinde kalmıştır. Ancak üslup bakımından onun kadar başarılı olamamıştır.

*Realizm ve natüralizmden etkilenmiştir.

*Romanlarında bireyin iç dünyasını ele alırken bütün yapıtlarında “aşk, kadın, yasak aşk” temalarını işlemiştir.

*Romanlarında otobiyografik özellikler bulunur.

Romanları: Eylül, Genç Kız Kalbi, Ferda-yı Garam, Karanfil ve Yasemin, Define, Böğürtlen, Halas, Kan Damlası, Son Yıldız.

  • HÜSEYİN CAHİT YALÇIN

*Bu dönemin siyasi yönü olan tek yazardır.

*Dili sade üslubu yalındır.

*Roman ve hikâyelerinde gözleme yer vermiştir.

*Fransız İhtilali’ni konu alan “Edebiyat ve Hukuk” çevirisi topluluğun dağılmasına neden olmuştur.

*Roman ve hikâyelerinin konusunu çoğunlukla zengin aile çevrelerinde seçmiştir.

Romanları: Nadide, Hayal İçinde

  • Servet-i Fünûn döneminde Safvet Nezihi, Safveti Ziya, Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nu da sayabiliriz. Ahmet Hikmet Müftüoğlu daha sonra Milli Edebiyat döneminde Türkçü eserlerle devam ettiği için ona Milli Edebiyat romancıları arasında değineceğiz.

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ

  • MEHMET AKİF ERSOY(1873–1936)

* Sanatı toplum için kullanmıştır.
* Mücadeleci fikir adamıdır.
* Hayatı, olduğu gibi edebiyata yansıtmıştır.
* Aruzu başarıyla kullanmıştır.
* Epik -lirik şiiri ustaca kullanmıştır.
* İslam birliği (ümmet bilinci) ni yerleştirmek için uğraşmıştır.
* Tek eseri “SAFAHAT“tır.

  • HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR  (1864–1944)

* Realistnatüralist bir yazardır.


* Toplum için sanat görüşündedir.
* Hemen her şey onun eserlerine konu olmuştur.
* Mizaha, günlük konuşmalara çok sık başvurmuştur.
* Ona göre roman sokağın aynasıdır.
* Yabancı hayranlığı, mürebbiye takıntısını, kadın dedikodularını eserlerinde sıkça işlemiştir.
* Eserleri İstanbul merkezlidir. Anadolu yoktur.
* Eserleri: Şık, Mürebbiye, İffet, Şıpsevdi, Gulyabani, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Ben Deli miyim? Nimetşinas

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir