EDEBİ SANATLAR (SÖZ VE ANLAM SANATLARI)

  • TEŞBİH (BENZETME)

Aralarında türlü yönlerden karşılaştırılarak benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden zayıf olanı, nitelikçe daha üstün olana (güçlü olana) benzetme sanatıdır. Ancak, sözcükler gerçek anlamda da kullanılabilir.

Bir benzetmede dört öğe bulunur:

Benzeyen: Başka bir şeye benzetilen varlıktır.

Kendisine Benzetilen: Nitelikçe daha güçlü olan varlıktır.

Benzetme Yönü: Benzetmenin hangi yönden yapıldığını anlatır.

Benzetme Edatı: Benzetmede benzerlik, eşitlik, karşılaştırma… İlişkisi kuran edatlardır. Bunlar, gibi, sanki, kadar, tıpkı… vb sözcüklerdir. Bu öğelerden ilk ikisi “temel”, son ikisi de “yardımcı” öğelerdir.

Tam (Ayrıntılı) Benzetme: Tam benzetmede öğelerin tamamı kullanılır.

Ali aslan gibi cesurdur.

Burada Ali, cesurluk yönünden aslana benzetilmiştir.

Bu tür benzetmeye ‘tam benzetme (teşbih)” denir.

Cennet     gibi    güzel   vatanımız

k.bztln     edat   b.yönü      bzyn

Teşbih-i Beliğ (Güzel benzetme): Benzetmenin temel öğeleriyle (benzeyen ve kendisine benzetilen) yapılır. “Benzetme yönü” ve “benzetme edatı” kullanılmaz.

 “Aslan asker”

“Cennet vatan”,

Altın başaklar”.

“Gördüm deniz dedikleri bir başlı ejderi”,

“Gider oldum kömür gözlüm elveda” gibi sözler dizeler birer “teşbih-i beliğ” (güzel benzetme) dir.

  • İSTİARE (Eğretileme)

Benzetmenin temel öğelerinden birinin (benzetilen ya da kendisine benzetilen) söylenmesiyle yapılan benzetmedir. Bir başka deyişle, bir sözün gerçek anlamını kaldırarak, benzerliği olan başka bir anlamı eğreti olarak verme, ödünç verme demektir.  Cesur insana “aslan”, kurnaz kimseye “tilki” demekle istiare yapılmış olur. İstiarenin başlıca üç türü vardır.

a) Açık istiare

Yalnız “kendisine benzetilen” kullanılarak yapılan benzetmedir.

Kurban olam kurban olam

Beşikte yatan kuzuya

Bu dizelerde, beşikte yatan bebek, kuzuya benzetilmiştir. Ancak benzetilen (bebek) söylenmemiş, kendisine benzetilen (kuzu) söylenerek “açık istiare” yapılmıştır.

Şakaklarıma kar mı yağdı? Ne var?

Bu dizede “ak saçlar”, “kar” a benzetilmiş, benzetilen (saç) söylenmemiş, yalnızca kendisine benzetilen (kar) söylenmiştir.

Uyarı: Açık istiarenin, divan ve halk şairlerince ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış biçimlerine “mazmun” denir. Uzun boy için selvi, kaş için hilal, diş için inci, ağız için gonca sözleri birer mazmundur.

  • Kapalı İstiare

Yalnız “benzeyen” kullanılarak yapılan benzetmedir. Kapalı istiarelerde, “kendisine benzetilen” söylenmez.

“Kader ağlarını örüyor.” cümlesinde kader örümceğe benzetilmiştir. “ağlarını örmek” bir ipucu olarak verilmiştir.   Ancak örümcek, yani kendisine benzetilen söylenmemiştir. Böylece kapalı istiare yapılmıştır.

“Ufukta günün boynu büküldü.” Bu cümlede de “güneş” (benzeyen) insana benzetilmiş, ancak “insan (kendisine benzetilen) söylenmemiştir. Bu nedenle kapalı istiare yapılmıştır.

Uyarı: Kapalı istiarelerde, kişileştirme sanatı (teşhis) da yapılmaktadır. Çünkü bu söz sanatında, insan dışındaki varlıklar, insanların çok bilinen özelliklerine benzetilerek tanıtılmaktadır.

KODLAMA: Şöyle bir örnekle kodlayabilir ve bu dört sanatı birbirinden ayırabiliriz:

  • Aslan gibi cesur asker” bütün benzetme ögeleri olduğu için bir tam benzetmedir.
  • Aslan asker” sadece benzeyen ve kendisine benzetilenin olduğu bir teşbih-i beliğ, yani güzel benzetmedir.
  • Aslanlarımız sınırda boğuşuyorlardı.” cümlesinde “aslanlarımız” sözcüğü kendisine benzetilendir. Benzeyen sözcük olan aslan yer almıyor.  U nedenle bu bir açık istiaredir.
  • “Askerlerimiz birden kükredi.” cümlesinde “askerlerimiz”, benzeyen sözcüktür. “kükremek” sözcüğünden aslana benzetildikleri anlaşılıyor. Ama kendisine benzetilen aslan, cümlede yer almıyor. O nedenle de kapalı istiare yapılmıştır.
  • Kısacası:
  • Aslan gibi cesur asker…………………… ………….tam benzetmedir
  • Aslan asker……………………………………. ………….teşbih-i beliğ
  • Aslanlarımız sınırda boğuşuyorlardı.”……… açık istiaredir
  • “Askerlerimiz birden kükredi……………………. kapalı istiare
  • Temsili İstiare (Yaygın istiare)

Benzetmenin temel öğelerinden yalnız biriyle (benzeyen ya da kendisine benzetilen) yapılır. İlk bakışta sembolik şiire benzerse de, birbirine karıştırılmamalıdır. Temsili istiarede söylenmeyen öğenin temsil ettiği varlıklar ya da olaylar gerçektir. Sembolik şiirde ise yapılan benzetmeler hayalidir.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol.

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

                                                      (Y.K.Beyatlı)

Yukarıda bir bölümü alınan “Sessiz gemi” şiirinde ölüm (benzeyen), gemiye (benzetilen) benzetilmiş bir dizi benzerlik yönleri sıralanmış: ancak “ölüm” (benzeyen) söylenmemiş, yalnız “sessiz gemi” anlatılarak şiir tamamlanmıştır.

  • MECAZ-I MÜRSEL (Ad Aktarması)

Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden, gerçek anlamı dışında başka bir sözcüğün yerine (Parça-bütün, iç-dış, neden-sonuç, yazar-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler kurularak) kullanma sanatıdır. Mecaz-ı Mürsel, dilimizde çok yaygındır. Günlük konuşmalarımızda, deyimlerimizde mecaz-ı mürsellere oldukça yer veriyoruz.

  1. Parça-Bütün ilişkisi: Ya bütün verilir parça kastedilir, ya da parça verilir bütün kastedilir.

Çatma, kurban olayım, çehren ey nazlı hilal” dizesinde hilal ayın ilk halidir. Bizim bayrağımızda yer alır. İşte bu dizede bayrağımızın bir parçası verilerek bütün olan “bayrak” kastedilmiştir.

Vapur, Beşiktaş’a yanaştı. (Beşiktaş iskelesine yanaştı) Parça-bütün ilişkisi kurulmuş.

Ağaç budandı.” cümlesinde de budanan ağaç değil ağacın dallarıdır. Burada da bütün olan “ağaç” verilerek parça olan “dal” kastedilmiştir.

  1. İç-Dış ilişkisi: Ya iç verilir dış kastedilir, ya da dış verilir iç kastedilir.

“Sobayı yaktım.” Cümlesinde soba verilmiş ama içindeki yakıt kastedilmiş.

“Temizlik yaptım, ayağını çıkararak gir.” Cümlesinde ayak verilmiş ama dıştaki ayakkabı kastedilmiş.

Sanatçı- Yapıt İlişkisi:  Bir sanatçı adı verilerek sanatçının eseri kastedilebilir.

“Müzeden bir Da Vinci çalınmış.” Cümlesinde çalınan Leonarda Da Vinci’nin tablosudur. Kastedilen tablodur.

Halit Ziya’yı okudun mu? (Halit Ziya’nın eserlerini okudun mu?)

  1. Yer- Yönetim,Kişi İlişkisi: Bir yer adı verilerek içindeki kişiler veya bir yönetim kastedilebilir.

“Stadyum ayağa kalktı.” cümlesinde stadyumun içindeki insanlar kastedilmektedir.

“Sabaha kadar mahalle uyumadı.” Kastedilen mahallenin içindeki insanlardır.

“Covid-19 salgınında İstanbul önlemini almıyor.” cümlesinde İstanbullular kastediliyor.

“Dünya Sağlık Örgütü Pekin’i uyardı.” Çin’in başkenti Pekin’dir. Burada kastedilen Çin Hükümetidir.

Sivas, mandayı kabul etmedi. (Sivas Kongresi üyeleri anlatılmak isteniyor.

  1. Neden-Sonuç İlişkisi: Bir şeyin sonucu verilir ama anlatılmak istenen sebebidir.

“Gökyüzü ölüm indiriyordu.” cümlesinde ölüm sonuçtur. Sebep ise bombalardır. Ölüm diyerek bomba kastedilmiştir.

“Tarlalara bereket yağdı.” Bereket sonuçtur. Sebep yağmurdur.

  1. Eşya-Kişi ilişkisi:  Burada bir nesne söylenip bir kişi, meslek grubu veya topluluk anlatılabilir.

“Ünlü raketler Avrupa’dan döndüler.” cümlesinde raket, tenisçileri ifade eden bir sözcüktür.

“Dünyaca ünlü imzalar kitap fuarında buluştu.”cümlesinde imza, yazarları ifade etmektedir.

  • KİNAYE

                Bir sözcüğün ya da sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde birlikte kullanılmasıdır. Asıl geçerli olan mecaz anlamdır.

“Ey benim sarı tamburam

Sen ne için inilersin

İçim oyuk, derdim büyük

Ben onun’çün inilerim”

 Üçüncü dizedeki “içim oyuk” sözü hem gerçek (Tamburun içi yoktur), hem de mecaz (acılı,dertli) anlamlarıyla kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

“O adamın, her zaman kapısı açıktır.

 Burada, “kapısı açıktır” hem gerçek (hem gerçekten açıktır) hem mecaz (adamın konuksever olması) anlamda kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

“Nereden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar”

Bu dizelerde şairin bozulmuş bahçeler görmüş olması tabiidir. Mecaz anlamı ise şairin birçok kimse öldükten sonra yuvalarının dağılmış olması görmesidir.

  • TEŞHİS (Kişileştirme)

İnsan dışındaki varlıklara ya da kavramlara insan kişiliği kazandırma sanatına kişileştirme (teşhis) denir.

“Beni sevmezsen yağmurları sev
Bulutlar ağlasın,

 Sen gül,

 Güneş doğsun yeniden” Bu dizelerde bulutlara insana ait olan ağlamak özelliği yüklenmiştir. Yani bulutlar insan gibi ağlamaktadır. Buna teşhis denir.

“Yüce dağlar birbirine göz eder,

Rüzgâr ile mektuplaşır, naz eder,

İçmiş gibi geceyi bir yudumda

Göğün mağrur bakışlı bulutları”     Bu dizelerde dağ, rüzgar ve buluta insana ait özellikler yüklenmiştir.

UYARI: Bütün kişileştirmelerde kapalı istiare vardır. Çünkü bir şey insana benzetilir ve kendisine benzetilen insan cümlede yer almaz. Fakat her kapalı istiare kişileştirme değildir.

  •  İNTAK (Konuşturma) :

İnsanın konuşma yetisinin başka varlıklara aktarılmasına da intak (konuşturma) sanatı denir.

“Bülbül, “Senin nazını çekemem…” diyordu güle.”

Bu cümlede “bülbül”, hem “naz çekme” özelliği ile kişileştirilmiş, hem de insanlar gibi konuşturulmuştur. Burada kişileştirme konuşturma sanatı birlikte kullanılmıştır.

“Güğüm bir gün, testiye:

“Yola çıkalım” dedi.

Testi: “korkarım” dedi.

Evde kalmak istedi.” Bu dörtlükte de “kişileştirme” ve “konuşturma” sanatı vardır.

UYARI: Teşhis ve intak,  genellikle birlikte kullanılır. Her “kişileştirme” de konuşturma olmayabilir, fakat her “konuşturma” da mutlaka “kişileştirme” vardır. Özellikle fabllarda, hayvan öykülerinde masallarda sık sık bu sanata başvurulur.

  • TARİZ (İğneleme, söz dokundurma)

Söylenen sözün ya da kavramın, gerçek ya da mecaz anlamı dışında tamamen tersini anlatma sanatıdır. Bir başka deyişle, birini küçük düşürmek onunla alay etmek ya da iğnelemek için sözün ters söyleyerek amacımızı belirtmedir.

Örneğin; randevusuna geç kalmış kişiye “Aman ne kadar erken geldiniz!” diyerek onu iğnelemiş oluruz. Bir kişinin tembelliğini anlamak için de “ Bu ne çalışkanlık!” dersek “tariz” yapmış oluruz.

“Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden”  (Eşref)

Ters Öğüt Destanı

Bir yetim görünce döktür dişini,

Bozmaya çabala halkın işini

Günde yüz adamın vur ser leşini

Bir yaralı sarmak için yeltenme

Her nereye gidersen eyle talanı

Öyle yap ki ağlatasın güleni

Bir saatte ki ağlatasın güleni

El bir doğru söylerse inanma      

Bu dörtlükte şair, okuyucuya öğüt veriyor. Yetim hakkını yiyen, halkın işini bozan, çevresini kırıp geçiren, kimseye yardım etmeyen birisini öğütlüyor. Ancak, dikkat edilirse şairin asıl amacı bunların tam tersinin doğru olacağını anlatmaktır. Şair, bu dörtlükte söylenenlerin tersini anlatmak istiyor.

  • TENASÜP (uyum, uygunluk)

Anlamca birbirine uygun, birbiriyle ilişkili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır. Divan edebiyatında sıkça, halk edebiyatında da seyrek başvurulan bir söz sanatıdır.

Yine bahar geldi, bülbül sesinden

Sada verip seslendi mi yaylalar

Çevre yanın lale sümbül bürümüş

Gelin olup süslendin mi yaylalar

Bu dörtlükte kullanılan “bülbül, sada seslenme”, “bahar, bülbül, lale, sümbül” “gelin olma süslenme” sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduğundan tenasüp sanatı yapılmıştır.

Deli eder insanı bu dünya

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar

Bu dizelerde de altı çizili sözcüklerle anlamca ilgi kurularak tenasüp yapılmıştır.

  • HÜSN-İ TALİL

“Salındı bağçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menekşe boyun eğdi,

Gül kızardı hicabından”

Güllerin kırmızı olması bir doğa olayıdır; ancak şair sevgilinin güzelliği karşısında güllerin utancından kıpkırmızı olduğuna bağlıyor.

“Sen gülünce güller açar Gülpembe” dizesinde güllerin açmasını sevgilinin gülmesine bağlıyor.

“Sen gelince bahar gelir.” Dizesinde de yine baharın gelmesini sevgilinin gelmesine bağlıyor.

Saksında ruhumun bütün yası var.

Derdimle soluyor açılan gonca.

Bu dizelerde, goncanın solması doğal bir olay olduğu halde, şair bunu goncanın yaslı olduğu, dert çekmesi nedenine bağlıyor. Bununla da “hüsn-i talil” yapmış oluyor.

Ey sevgili sen bu ilden gideli

Yaprak döktü ağaçlar, coştu gökyüzü

Bu dizelerde şair, ağaçların yapraklarını dökmesi doğal olduğu halde, bunun nedenini sevgilisinin gitmesine bağlayarak “hüsn-i talil” sanatı yapıyor.

Müzeyyen oldu reyahin bezendi bağ-ı çemen

Meğer ki haber geldi yardan bu gece

Müzeyyen : Süslenmk

Reyahın     : Reyhanlar

Bu dizelerde “sevgiliden haber geldiği için fesleğen çiçekleri süslendi, bahçenin çimenleri bezendi” demek isteniyor. Oysa sevgili bahçeye gelse de gelmese de çiçekler yine de açacaktır.

  • TEZAT (Zıtlık, karşıtlık)

                Anlamı güçlendirmek için karşıt kavramların özellikleri bir arada kullanılır. Zıt kavramlardan birinin gerçek, diğerinin ise mecaz anlamda kullanılmaktır.

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Şair bu dizelerde “dost” ve “düşman” karşıt sözcüklerini bir arada kullanarak anlamı daha da güçlendirmiş: böylece “tezat” sanatı yapılmıştır.

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Bu dizede “ağlamak” ve “gülmek” karşıt sözcükleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

Çın çın ötüyor sessizlik

Bu dizede de “sessizlik” ve “çın çın ötmek” karşıt sözleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

  • LEFF -Ü NEŞR (Açma ve Yayma)

Birkaç şeyi söyledikten sonra, onlarla ilgili kavramları bir cümle ya da manzumede belli düzenlerle sıra gözeterek anlatma sanatıdır. Kısacası, dizelerde ya da yazıda bir tür söz simetrisi yapmaktır.

Bahçıvan güller ekmiş

Dikeniyle bahçeye

Burada bahçıvan 2. dizedeki bahçe ile ilgilidir.

Gül sözcüğü de 2. dizedeki diken ile ilgilidir.

Dolayısıyla bir leff-ü neşr sanatı yapılmıştır.

İlk bakışta tenasüp sanatına benzerse de şekil kullanış bakımından farklıdır. Tenasüpte sözcükler gelişi güzel sıralanır. Leff-ü Neşrde birbirine denk düşürülen sözcükler belli bir sıraya göre düzenlenir.

“Baran değil, şafak değil, ebr-i seher değil

Gözyaşıdır, ciğer kanıdır dud-i ahtır” burada da anlamca ilgili sözcükler alt alta getirilerek leff ü neşr yapılmıştır.

  • TELMİH (Çağrışım, anıştırma)

Herkesçe bilinen geçmişteki bir olayı, efsaneyi, çağrıştırma, anımsatma sanatıdır. Bir sözün telmih olduğunu anlayabilmek için, çağrıştırılan olay, durum ve kişi hakkında bir bilgiye sahip olmalıyız.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu

Kerem’in sazına cevap veren bu

Kuruyan gözlere yaş gösteren bu

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi

Bu dörtlükte şair, “Aslı ve Kerem” sözleriyle ünlü “Kerem ve Aslı” adlı aşk hikâyesini çağrıştırmaktadır.

Gökyüzünde İsa ile

Tur dağında Musa ile

Elindeki ki asa ile

Çağırayım Mevlam seni

Yunus Emre bu dörtlüğünde de Hz. İsa’nın göğe çıkış inancını, Hz. Musa’nın Tur Dağı’nda Tanrı ile konuştuğu inancını ve Hz. Musa’nın asa ile gösterdiği mucizeleri telmih etmiştir.

Son olarak daha akılda kalması için şu popüler şarkının sözünü örnek verelim:

“İki yalnız bir doğru edebilirdik.

Şimdi farklı şiirlerde yaşar gibiyiz.

Ben Mecnun, sen Şirin; tesadüf değil.

Biz bize kurulmuş tuzak gibiyiz.” Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin hikâyelerine gönderme yapılmıştır.

  • MÜBALAĞA (Abartma)

Bir varlığı, olayı ya da düşünceyi olduğundan çük daha büyük (ya da küçük) gösterme sanatıdır. Mübalağa, günlük yaşamda sıkça başvurulan bir anlatım yoludur. Mizah (gülmece) yazarları, insanları kusurlu yanlarını belli bir abartma ölçüsüyle ortaya koyarlar.

“Sekizimiz odun çeker

Dokuzumuz ateş yakar

Kaz kaldırmış başın bakar

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.”

Kaygusuz Abdal’ın bu dörtlüğünde, sekiz kişinin ateş yakmasına karşın kazın pişmeyişi abartmalı bir biçimde anlatılarak mübalağa sanatı yapılmaktadır.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir. Savrulur enkaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak,el, ayak

Boşanır sırtlara, vadilere sağnak, sağnak!

Bu dizelerde anlatılanlar abartıdır. Burada da mübalağa sanatı vardır.

  • TEKRİR (Tekrar, Yineleme)

Söze güç kazandırmak için, belli sözcüklerin düzyazıda ya da şiirde yineleme sanatıdır.

Vur, aşkın ve Hakk’ın zaferi için

Vur, senden bak dünya bunu istiyor;

Bu dizelerde, “Vur” sözcükleri yinelenerek “vurmak” eylemi anlamca güçlendirilmiş, tekrir sanatı yapılmıştır.

Dedim inci nedir dedi dişimdir

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir dedi yaşımdır

Dedim daha var mı dedi ki yok yok

Bu dizelerde “dedim, dedi” sözcükleriyle tekrir sanatı yapılmıştır.

Kaldırımlar ıstırap çekenlerin annesi

Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır

Kaldırımlar duyurur sükûn içinde seni

Kaldırımlar içimde uzayan bir lisandır. Bu dizelerde de “kaldırımlar” sözcüğü tekrar etmiştir.

  • NİDA (seslenme)

Söze söyleyişle (nazım ve nesirde) coşku katmak için ünlem görevli sözcükleri sıkça kullanmaktır. İlk bakışta tekrir sanatına benziyor olsa da işlevsel olarak tamamen farklıdır.  Nidada yalnız ünlem ve seslenme sözcükleri kullanır. Tekrirde ise her sözcük kullanılabilir.

“Sen ey Kars’lar, Antep’ler, Erzurum’lar, Maraş’lar

Dördünden bir ikisi şehit düşen kardaşlar

Ey zeybekler, seymenler, dadaşlar diyarı hey!”  Bu dizelerde “ey”ve “hey”, nidadır.

Bre ağalar bre beyler

Ölmeden bir dem sürelim

Gözümüze kara toprak

Dolmadan bir dem sürelim”  Karacaoğlan’ın bu dizelerinde de “bre” sözcükleri nidadır.

  • İSTİFHAM (Soru sanatı)

Duygu ve düşüncelerin daha etkili olabilmesi için soru biçiminde anlatımdan yararlanma sanatıdır. Amaç soru sormak değil, okuyucunun dikkatini devamlı kılmaktır. İlk bakışta tecahül-i arif sanatına benzerse de birbirinden apayrı sanattır.

“Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı” (Fuzuli)

“Benim de mi düşüncelerim olacaktı

Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,

Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?” (Orhan Veli)

“Kar mı yağdı güvendiğin dağlara

Seni de bir türlü umdurmadı mı kader

Üzme kendini her şeye rağmen

Dünya yaşanmaya değer

Bu yerler bu âlem her şeyden yoksun

Sana sesleniyorum duyuyor musun” (İlhan Geçer)

  • TERDİD (Beklenmezlik)

Bir olayı, bir düşünceyi beklenmedik bir biçimde sonuçlandırarak okuyucuyu şaşırtmayı amaçlayan bir sanattır.

Dişin mi ağrıyor?

Çek kurtul

Başınmı ağrıyor?

Bir çeyreğe iki aspirin

Verem misin?

Üzülme onunda çaresi var

Ölür gidersin!

“Doğdu Ümit Yaşar

Yaşadı Ümit Yaşar

Öldü Ümit Yaşar

İlahi Ümit Yaşar” (Ümit Yaşar Oğuzcan)

  • AKİS

Cümle ya da dizedeki söz sırasının bir öncekinin tersi olarak düzenlenip tekrarlama sanatıdır.

“Yaşamak için yemeli

Yemek için yaşamamalı”

İzmrin denizi kız, kızı deniz

Sokakları hem kız, hem deniz kokar…

  • CİNAS

Sesleri aynı, anlamları farklı sözleri bir arada kullanma sanatıdır. Yani sesteş sözcüklerin ayrı ayrı anlamlarda kullanılmasıdır. Cinaslı sözcükler daha çok manilerde kullanılır.

Al beni, ele beni

Kül edip ele beni.

Seveceksen kendin sev

Sevdirme ele beni.

“Beni kül edip elekte ele”  ve “Beni ele (başkasına) sevdirme.” diyerek ele sözcüğünü iki ayrı anlamda kullanarak cinas yapmıştır.

“Her nefeste eyledik yüz bin günah

Bir günaha etmedik hiçbir gün ah” Bu beyitte “günah ve gün ah” sözcükleri cinaslıdır.

 Kalem böyle çalınmıştır yazıma

Yazım kışa uymaz, kışım yazıma (kader ve yaz mevsimi olarak cinaslı kullanılmış)

  • SECİ (İç Uyak)

Düzyazı cümleleri içinde ya da sonlarında yapılan uyaklara seci denir. Divan edebiyatının süslü düzyazı örneklerinde secilere bolca rastlanır.

  • İRSAL-I MESEL (Örnekleme)

Şiir ya da düzyazıda, konuya uygun düşen atasözlerinin kullanılmasıdır. Böylece düşüncenin daha da inandırıcı olması sağlanır.

Dünyada ahrete gidip gelmemek

Olmasa iktiza eder ölmemek

“Balık baştan kokar”, bunu bilmemek

Seyrani gafilin ahmaklığından

Bu dörtlükte, 3. dizede “balık baştan kokar”, atasözü dörtlüğe uygun biçimde söylenmiş ve irsal-i Mesel sanatı yapılmıştır.

  • TECAHÜL-İ ARİF (BİLMEMEZLİKTEN GELME)

Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmadır.

Şairin çok iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesidir.

« Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz.» Şair burada  yüzün kendisine ait olduğunu bildiği halde bilmezden geliyor.

«Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer? 

 Geç fark ettim taşın sert olduğunu.» Bu dizelerde de suların yanmadığını, gün batımında her yerin kırmızı bir renk aldığını biliyor.

  • TEVRİYE (İki Anlamlılık):

Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen (yakın) anlamında değil de uzak anlamını kastederek kullanmaya denir. Tevriyede mecaz yoktur. Kinayeden farkı budur.

Bu kadar letafet çünkü sende var,

Beyaz gerdanında bir de ben gerek. 

(Vücuttaki kabartı söylenmiş, kişi kastedilmiş.)

Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş. 

(Sonsuz anlamında söylenmiş, şair Baki kastedilmiş.)

Ben yârime gül demem, yârim bana gülmedi.

( «Gül» sözcüğü hem bir çiçek hem de eylem anlamında kullanılmıştır.)

Beyefendi ailenin güneşi, sen de ayısın. («Ayısın» sözcüğü hem ay hem de hakaret anlamında kullanılmıştır.)

Tahir Efendi bize kelp demiş

İltifatı bu sözde zahirdir

Maliki mezhebim benim zira

İtikadımca kelp tahirdir.    

( Tahir sözcüğü hem özel isim hem de temiz anlamında kullanılmıştır.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir